6 Temmuz 2016 Çarşamba

TORUS

Yaşam çiçeği, torus ve insan

Drunvalo Melchizedek- Yaşam çiçeğinin unutulmuş sırrı kitaplarında, kalpte yaşamanın altı çizilir.

Kalp, sadece kanı pompalayan bir organ olmaktan öte, fetusun ilk oluşumundan itibaren merkezi konumda çok önemli bir organdır.
Beyin iki lobtan oluşmuştur, bu sebeple dualite içerir. Yani beyinle algılanan hiç bir şeyin tam kesin doğru olduğunu bilemeyiz. Neye, nasıl, hangi gözle bakıyorsak gerçeklik de ona göre değişime uğrar.
İnsanın beyni tam olarak çalışmasa da sevgi ile kararlarını alabilir.

Kalp, insan vücudunun tam ortasında ve tek bir organdır. Bu sebeple, kalp ve sevgi ile alınan kararlar daha doğrudur.

Ayrıca, insan vücudunun tam ortasından bir kanalın geçtiği ve 7 şakranın bu kanal etrafında sıralandığı bilinir. Yoga ve doğu felsefesi, insandaki bu 7 şakranın temiz, açık olmasını ve birbirleri arasında enerji akımının tam olmasının öneminden bahseder.

Yaşam çiçeği felsefesi, insanın nefesini kontrol ederek, nabzı kontrol edebileceğimizi, kalbin atışı ile oluşan nabızın Allah'ın insana verdiği yaşam kıvılcımı olduğunu, eril enerji olduğunu söyler.
Nefes alarak, ve kalbin atışı ile oluşan kıvılcım, 7 şakranın sıralandığı boş kanaldan aşağı ve yukarı hareket ederek, torus'u oluşturur. Torus, ortası ince bir hortum şeklinde delik olan manyetik bir alandır.
Yani her insanın bedeni etrafında bu Torus manyetik alanı bulunur, bu enerji dişil enerjidir.
İnsan nefesi ile bu manyetik alanı çok büyütebilir, ayrıca Torus'u kendi etrafında hızlıca çevirerek bir uzay gemisi yaratarak başka evrenlere seyahat edebilir.

Kuran'da Allah'ın insana kendi ruhundan üflediği belirtilir. Allah önce nefesi ve kalbi yaratmıştır, eril enerji daha sonra büyük bir Torus'u ve dişil manyetik alanı yaratmıştır. Bu yaratımın nasıl gerçekleştiği çok büyük bir sırdır, yoktan var edilmiştir.

Dünyamızın da etrafında bir manyetik alan bulunur ve bu manyetik alan da bir Torus ile ifade edilir.

MER KA BAH

İçinizde sevgiyle gelişen farklı bir ışık türü olduğunu hayal edin.Bu ışık türü dünya ana dan gelen enerji ile buluşup şimşek bir hal alır Şimşek rengindedir ama sıcacık ve sevgiyle hissedebilirsiniz onu bir taraftan.Onu bir hamur gibi hayal edebilirsiniz.Onu evirip çevirebilirsiniz.Bununla yapılarınızı kurabilir ve yollarınızı açabilirsiniz.
Bu özel tür ışık ile yapılandırma içinizde yavaş yavaş gelişir dokunmalar ve ışık kırılmalarının artmaya başladığını hissedebilirsiniz.

İlk önce kendinizi boşluğa bırakmakta zorlanırsınız ya da asıl eğitimin yolda gidiş üzerine olduğunu farkedip üşenebilirsiniz ama unutulmaması gereken tek kural şudur:
hayatı seversen oda seni sever-sevmezsen oda seni sevmez.net.ve merkaba sevgisiz çalışmaz.

Mer ka ba tüm bilindik tarihinizin en hassas ve en gizli konusudur.Fakat insanlar merhabanın kendileri olduğunun farkında olmalılar.kadim mısırdan gelen bilgiler dünyaya farklı dağılımlar göstermiştir doğuda ve batıda ayrı gelişimlerde bulunmuşlardır fakat aynı merkaba memranlarını ki plutoniğinde dediği gibi en basit formu davut yıldızı tabir ettikleri ama asıl adının adalet yıldızı olduğu bir formdan bizim bayraktaki 5 köşeli yıldız formuna kadar değişik formlara bürünebilmiştir.Tarihte bu enerji bilgisinin bütün insanlığın mikromakrokozmik enerji bilgisi olduğunu kabul edip bunu en hızlı şekilde enerji tüketen değil enerji üreten bir toplum olmaya programlamalıyız.Bunu yapabilmek için enerji kaynağının kendiniz olduğunu kabul etmeniz gerekmektedir.

Konuyu en dostça şöyle özetleyebilirim:İçinde bulunduğunuz evren 3.boyutta şimşek enerjisine diğer boyutlarda daha farklı enerji türlerine bürünebilen bir enerji yumağı ve bir kaynaktan oluşan bir dönme sistemidir.Bu dönme sisteminde iki faktör ancak yaşamı doğurmayı tercih eder işte bu da sizlersiniz.

Belki ancak böyle gözlerimizi kısmadan güneşe bakabileceğizdir.Çünkü eğer biraz dikkat edersek ağacın dallanması ile şimşeğin çatallanmasını aynı form olduğunu ve bunun da enerjinin formu olduğunu görebiliriz.Su elektrik elektrik su olmak ister iki mavi böylece birleşir ve fıstığımız dünyamız oluşur.İki maviyi takip edin.
Peki merkaba nasıl merhaba der size?Nasıl sizi saran bir hayatın sizinde onu sarmanız ile dallanır ve budaklanır?Bunun için bir tek şeye ihtiyacınız var oda nefes almak.yanına su içmeyide ekler misiniz bilemiyorum ama nefes özellikle burundan alınan nefesin insan zihninde zamanda kırılma yaratarak başka gerçeklerin kapısını açtığını ve zamanı esnettiğini düşünüyorum.Üst ya da yan yada alt bedenlerinizin mutlu olduğu zamanlardan bahsediyorum.
Sadece içinde bulunduğunuz bedeni dinleyerek hayatın sizinle kontak kurmasını sağlayabilirsiniz.Kimbilir köşebaşların dönmeden artık neler olacağını bileceksinizdir.




Mısır dilinde, mer: ışık, ka: ruh ve bah: beden anlamına gelmektedir. ruhsal ışık beden olarak çevirebiliriz.
bu bedenimizin 17 metre çevresine kadar bir alana yayılan, yaradılışın Kutsal Geometrisi'sinin formlarından oluşan, ve kişiye zaman ve mekanda yolculuk etme fırsatını veren ilahi bir taşıttır.
en basit ve bilinen formu içiçe geçmiş iki tetrahedronun oluşturduğu, yıldız tetrahedron formudur.

Yıldız Tetrahedron Yöntemi merkaba med.

Bu yöntem  septagram yöntemine(BAK SEPTAGRAM) göre nispeten imajinasyonu daha zordur. Burada asıl mantık iç içe geçmiş iki piramitin tam ortasında olduğumuzu imajine etmektir. Buradaki piramitler eşkenar üçgen piramittir. Bu enerjimizin yükselmesini, dengelenmesini ve evrenle bağlantısının güçlenmesini sağlar. Üst piramit üst benliği, üst âlemleri (Gök baba veya güneş), üst bedenleri, alttaki piramit ise alt benliği, alt âlemleri (toprak ana, dünya) ve alt bedenleri temsil eder. Bu nokta üst bedenleri ve alt bedenleri tam orta noktası olan bilincinizde bütünleştirir, bu da daha yüksek bir bilinç şuuruna geçmemize olanak verir. Aynı zamanda evrenle olan bilinçli irtibatımızı destekler.
Çift piramit ile yapılan meditasyon aslında oldukça basittir, lakin bunun daha girift ve yoğun çalışma şekilleri de vardır. Özellikle “Yaşam çiçeğinin unutulmuş sırrı” isimli kitapta Mer-Ka-Ba meditasyonu olarak verilen bu farklı teknikleri de araştırabilirsiniz. Ben burada daha yalın, basit ve piramit odaklı versiyonunu veriyorum. Bunu detaylandırıp, detaylandırmamak size kalmıştır.
gözlerinizi kapatın ve 3 kere nefes alıp verin….Ardından kendinizi iki tane iç içe geçmiş piramidin tam ortasında imajine edin ve yavaşça yükselin, şu an tam evrenin ortasındasınız ve evrenle bir bütünsünüz. Piramitlerin içindeyken kendinizi akışa bırakın ve derin derin nefes alıp vermeye başlayın. Her nefeste biraz daha dengelendiğinizi ve evrenle bir olduğunuzu imgeleyin. Doğru bilince geldiğinizde olmasını istediğiniz şeyleri imgeleyin, özellikle sonucu imgeleyin ve nefes alın. Nefes verirken, nefesle birlikte hızla etrafa yayılan enerji halesi olarak imgenizin dağıldığını ve evrenle bir olduğunu imgeleyin. Ardından tekrar imgeleyin ve imgenizin sonucuna odaklanırken derin bir nefes alın ve yeniden nefesi vererek imgeyi serbest bırakarak, evrene enerji olarak yayıldığını imgeleyin.  İkili piramidin içinde bunu tam 8 kere tekrarlayın. (İmgeye odaklanırken nefes al, nefes verirken imgeyi evrene yay.) Sekiz kere tekrarladığınızda dileğinize odaklanmayın sadece piramitlere ve evrene odaklanıp, mükemmel bir güven duygusu hissedin.
Şüpheleriniz yok ve bu sırada bir mühür cümlesiyle çalışmayı bitirin. “İradem ile evren kabul etti.” “Artık oldu” “Gerçeklik yaratıldı” vs.. gibi içinizden geldiği gibi bir cümle olabilir, az öz ve kesin bir cümle olsun. Bu tamamlandığında yavaşça çalışmayı bitirin. Son olarak bu çalışma sırasında iki iç içe geçmiş piramidinizin döndüğünü görebilirsiniz (dönüşlerine odaklanmayın), sorun değil bırakın dönsünler, yönler sizin ihtiyacınıza ve amacınıza cevap verecek şekilde olacaktır. Yönlerini değiştirmeye çalışmayın.riniz yok ve bu sırada bir mühür cümlesiyle
çalışmayı bitirin. “İradem ile evren kabul etti.” “Artık oldu” “Gerçeklik yaratıldı” vs.. gibi içinizden geldiği gibi bir cümle olabilir, az öz ve kesin bir cümle olsun.

PARMAKLARI SIKARAK SORUN GİDERME

PARMAKLARINIZI SIKARAK SORUNLARINIZI GİDEREBİLİRSİNİZ

 
Başınıza ağrı mı saplandı, kaslarınızda gerilme mi var, sinirleriniz mi bozuldu, sindirim sıkıntısı mı çekiyorsunuz, yorgun mu hissediyorsunuz? Doğru parmağı 3 dakika boyunca sıkmak bakın hangi sorunlarınızı çözüyor…
 
Hemen doğru parmağınızı 3 dakika boyunca sıkın!
 
Peki hangi parmağınızı sıkıcağınızı bilmiyor musunuz? Refleksoloji vücuttaki belirli bölgele baskı uygulayarak anlık gelişen rahatsızlıkları önleme yöntemidir diyebiliriz. Tıbbi durumlarda etkili bir tedavi olmamakla birlikte, iş stresi, anlık mutsuzluklar, olağan yorgunluklara karşı sizi rahatlatabilecek bazı pratik çözümler sunar.
 
Barbara Kunz ve Kevin Kunz adlı refleksolojistler geçtiğimiz günlerde kendi sitelerinde yayınladıkları bir makale ile gündelik sıkıntılara sadece elinizi ve parmaklarınızı kullanarak getirebileceğiniz çözümler yayınladılar.
 
Makalede geçen yöntemler kısa sürede sosyal medyada yayıldı ve büyük ilgi gördü. Hangi parmağını tuttuğunu söyleyen iletiler ve karşılığında “Hayırdır neye üzüldün?” gibi cevaplar gelmesiyle birlikte bu dalga Türkiye’ye yayılmadan önce sizi bir bilgilendirelim istedik.
 
Araştırmacılara göre her bir parmak ve elin farklı bölgeleri, farklı sıkıntılarımıza çare olacak şekilde tutulup, sıkılıp, ovulduğunda, farklı sıkıntılarımıza çözüm olabiliyor. Nedir peki onlar? İşte size alternatif tedavinin en pratik hali;
 
1. BUNALMAK VE BAŞ AĞRILARI
 
Yoğun tempo sebebiyle bunalan ve başı ağrıyan pek çok vatandaşımız olduğunu biliyoruz. Kafanıza bez bağlamak, “Kardeş şu şakaklarımı biraz ovsana”, “Mehmet şuradan iki tütsü yak” demek istemiyorsanız baş parmağınızı 3 ila 5 dakika sıkabilirsiniz.
 
Sıkayım derken kan dolaşımınızı etkileyecek kadar sert değil ama baskıyı hissedebileceğiniz kadar sıksanız yeter. Baş parmağınız vücudunuzdaki bütün denge merkezleriyle bağlantılı olarak çalışır.
 
2. HÜSRAN DUYGUSU VE KAS AĞRILARI
 
Vücudunuzdaki kas sistemleriyle ve böbreklerinizle bağlantılı çalışan işaret parmağınızı belirli aralıklarla sıkarak kas ağrılarınızdan kurtulabilirsiniz. İlginç bir başka nokta da Minnesota Üniversitesi’nin çalışmalarına göre işaret parmağı masajı yapılan kişilerin böbrek rahatsızlığı çekenlerin iyileşme sürecini hızlandırdığı görülmüş.
 
Beyninizdeki korku merkezine açılan kapı olarak görülen işaret parmağınız aynı zamanda kötü olaylardan sonra sizi hüsran duygusundan kurtaracaktır. Misal takımınız gol mü yedi? Şampiyonluğu mu kaybetti? Üzülmeyin, işaret parmağınızı sıkın biraz.
 
3. YORGUNLUK VE SİNİR
 
Orta parmağınızı öncelikle sinirlerinizi yatıştırmak ve ve yorgunluğunuzu bastırmak için sıkabilirsiniz. Aynı zamanda karaciğer sorunlarında tedaviye destek amaçlı kullanılan orta parmak masajı, öfkelendiğiniz anlarda sizi sakinleştirebilir.
 
Trafikte sıkışıp kaldınız mı? Orta parmağınızı sağa sola gösterip hakaret amaçlı kullanacağınıza, avcunuza alıp biraz sıkın belki sizi yatıştırabilir.
 
4. OLUMSUZLUK VE SİNDİRİM SORUNLARI
 
Eğer kendiniz hakkında olumsuz düşünceleriniz varsa hemen yüzük parmağınızı sıkarak meditasyon konumuna geçin. Sizi daha mutlu yapacak ve sindirim sisteminizi düzenleyecektir.
 
Düzenli nefes almaya çalışarak bu alternatif tedaviyi hızlandırabilirsiniz. Ağır bir yemekten sonra denemeye değer ama tuvalete yakın bir yerlerde olmaya gayret gösterin…
 
5. STRES
 
Hepimiz bir şekilde stres denen illeti yaşıyoruz. Bu gibi durumlarda kimimizin saçı dökülüyor, kimimiz sivilce çıkartıyor, kimimizin ise bağırsakları bozuluyor. Hiç bunlara gerek yok.
 
Mesainin bitimine 1 saat kala önünüze yığınla iş mi koyuldu? Bir kenara geçim serçe parmağınızı sıkın, ovalayın her şey daha kolay olabilir…
 
Bonus: Mide bulantısı ve gerginlik
 
Genelde yığılıp kalan insanların başına bez koyulur avuçlarının içi ovulur, illa bu sahneyi görmüşsünüzdür. Bu aslında çok başarılı bir alternatif tedavi yöntemi. Mideniz bulanıyorsa, özellikle toplu taşıma araçlarında bu rahatsızlık görülebiliyor, hemen avcunuza baskı uygulayın ve ovun. Gerginliğe de birebir olduğu söyleniyor.
 
Bonus 2: Kan akışı ve enerjisizlik
 
Soğukta ne yaparsınız? Avuçlarınızı birbirine sürtüp ısı yaratmaya çalışırsınız değil mi? Aslında bu eylem aynı zamanda vücudunuzdaki kan akışını da hızlandırıyor ve bir pil görevi görererek vücudumuza enerji veriyor. Pek çok dövüş sanatında sporcular avuçlarını birbirine vurarak ya da sürterek bu enerjiyi almaya çalışırlar. Yorgun düştüğünüz de ve ısınmak istediğinizde bu yöntemi deneyebilirsiniz. Önümüz kış, karda kıyamette yollarda kalınca elleriniz cebinizde durmasın…
 
kaynak:hürriyet
____________________________________________________________________________

DUYGULAR BULAŞICIDIR



Çevrenizde Öfkeli İnsanlar Var ise Dikkat Edin Duygular Bulaşıcıdır.



Bulaşıcı kelimesi genellikle bizi ürkütür. Bulaşıcı denildiğinde ilk aklımıza gelenler nedense virüsler ve bulaşıcı hastalıklar olur. Çoğunlukla da istemediğimiz ve farkında olmadığımız bir anda bulaşma süreci gerçekleşir. Bir şeyin başka bir şeye bulaşması, yayılması, benzemesi hep kötü müdür? Bulaşıcılık sadece olumsuz durumlara mı özgüdür?
Aslında her birimiz sahip olduğumuz özelliklerden dolayı çevremizdekilere bir şeyler bulaştırma potansiyeline sahibiz. Şöyle bir düşünelim; yanı başımızdaki kişilere bir şeyler bulaştırmak istesek onlara kendimizden neleri bulaştırmayı tercih ederdik? 


Suratı asık bir komşunuza ya da iş arkadaşınıza her gün tebessüm ederek selam vermeye başladığınızda bir süre sonra suratı asık kişinin yüzünde de tebessüm oluştuğunu görmeniz elbette mümkün.

Birçok kez şuna şahit olmuşuzdur; birkaç kişi kahkaha attığında çevrede bulunan diğer kişilerde hiçbir şey anlamadan ve neye güldüklerini bilmeden kahkaha atmaya başlamıştır. İşte bunun adına da bulaşıcı kahkaha deriz.

Tıpkı bulaşıcı kahkaha gibi duygular da bulaşıcıdır. Mutlu insanların yanında bizler de mutlu oluruz. Hüzünlü insanların yanında da farkında olmadan hüzünleniriz.

            Bazen bir kişi birçok kişiye duygularını bulaştırabilir. Zor gibi gözüken durumlar bazen kolayca gerçekleşebilir. Büyük şehirlerde en gergin mesleklerden biri de şoförlüktür. Şoförler arasında en gergini toplu taşıma şoförleridir. Toplu taşıma şoförlerinin en gergin oldukları anlar da sabah ve akşam saatleridir. O saatlerde tıpkı şoförler gibi yolcular da gergin olurlar. Şimdi size tanık olduğum bir an ı anlatacağım; bir gün trafiğin yoğun olduğu akşam saatlerinde otobüse binerken şoförün herkese bir şeyler dediğini fark ettim, ne dediğini anlamaya çalıştığımda otobüse binen her yolcuya gayet mutlu ve güler yüzlü bir ifadeyle, “iyi akşamlar, hoş geldiniz” dediğini işittim. Duraklarda otobüsten inen her yolcu için yine şoförün, “iyi akşamlar, iyi istirahatlar, tekrar karşılaşmak üzere” diye seslendiğine şahit oldum. Sonra bunu fark eden diğer yolcularında gözlerinde tıpkı şoförünki gibi mutluluk ışıltısı belirdi. Toplu taşıma araçlarında genelde gördüğümüz suratı asık gergin insan yüzleri, birbirine tebessüm eden insanların olduğu tabloya dönüştü. Böylelikle sadece bir kişi otobüsteki bütün yolcuların duygularında bir anda olumlu değişikliğin gerçekleşmesine vesile oldu. Hem de en gergin meslek üyelerinden biri bunu gerçekleştirdi.

Bir insana karşı pozitif duygu taşıdığımızda o insanın da bize karşı olumlu duygular geliştirdiğini görürüz. Eğer nefret ettiğiniz bir kişi var ise duyguların bulaşıcılığı ilkesi ile o kişinin de size karşı negatif duygular geliştirmesi çok büyük bir olasılıktır.

Havanızda olmadığınız bir gün gergin bir yüz ifadesiyle yaptığınız espri çevrenizdekileri güldürmediği gibi onlarında yüzlerinde bir gerginlik bırakabilir. Kahkaha atarak çevrenizdekilere can sıkıcı bir konuyu dile getirdiğinizde, konunun can sıkıcılığına rağmen yanınızdakilerin de kahkaha attığına tanık olabilirsiniz.

Kendine güvenen bir satıcıya, yine duyguların bulaşıcılığı ilkesiyle müşterisi de güven duyacaktır. Başarılı satıcıların en karakteristik yanlarından biri de taşıdıkları öz güven duygularıdır. Öz güveni düşük bir satıcının olması durumunda, satıcıya ya da sattığı ürüne duyulan güven duygusu da haliyle düşük olacaktır.

Neşeli bir ortamda çalışan insanların bulunduğu bir işyerine girdiğinizde aynı pozitif enerjiyi sizde üzerinizde hissettiğiniz gibi somurtan kişilerin olduğu bir iş yerine girdiğinizde sizde onlar gibi farkında olmadan somurtabilirsiniz.

Mutlu bir ailede, aile fertlerinden birinin yaşadığı problem yüzünden gerginlik duyması, ailenin diğer üyelerinin mutsuzluğunu da tetikleyebilir.

            Büyük futbol karşılaşmalarında yaşanan küçücük bir tatsızlık bir anda bütün tribünleri ayağa kaldırabiliyor. Bunun en büyük nedeni öfkenin de bulaşıcı olmasıdır. Kalabalıklar içinde en riskli duygulardan biri öfke duygusudur. Birkaç kişinin taşıdığı öfke bir anda tıpkı bir kıvılcım gibi bütün kalabalıkları sarabilir.      

Bulunduğunuz çevrede sevilen bir insan olmak istiyorsanız, önce siz çevrenizde bulunanları sevmelisiniz. Genellikle insanlar “sevilmiyorum” diyerek çevresinde olan kişilere serzenişte bulunurlar. Bu noktada asıl sorgulanması gereken; “ben çevremdekileri ne kadar seviyorum?” ya da “sevdiğim insanlara karşı sevgimi ne kadar gösterebiliyorum?” sorusu olmalıdır.

Bilindik bir yaklaşımla şöyle bir örnek de verebiliriz; siz bir insana ne kadar yaklaşırsanız, karşınızdaki insanda size o kadar yaklaşacaktır. Yani attığınız her bir adım, karşı tarafın da size yönelik bir adım daha atmasını sağlayacaktır. Ama burada beklide en önemli olan nokta şu ki; her zaman için karşı tarafın adım atmasını beklemeden biz adım atmalıyız. Siz karşı taraftan bir adım bekledikçe aynı şekilde karşınızdaki kişide sizden bir adım bekliyor olacaktır. Beklentilerinizin sonuçsuz kalmasını istemiyorsanız düşündüğünüz şeyi karşıdan beklemeden siz onu bir an önce gerçekleştirin.

            Bir kişi tarafından sevildiğimizi bilmek, bizimde o insana karşı sevgimizin artmasını sağlayacaktır. Yaşanan büyük aşklara baktığımızda göreceğimiz şey âşıkların birbirlerine karşı yaşadıkları duygu yoğunluğudur. Sevgi ve aşklar karşılıklı olduğunda bulaşıcılık ilkesi ile katlanarak daha da çoğalmaktadırlar.

Uzun bir süre aynı çatı altında bulunan insanlarında bir süre sonra ortak duygular geliştirdiğine birçok kez şahit oluruz. Evliliklerde de eşlerin duygular yönünden benzeşmeleri beklenen ve yaşanan bir durumdur. Eşlerden biri bir diğerini çok kıskanıyor ise ilerleyen zaman içinde diğer eş de eşine karşı yoğun kıskançlık duyguları gösterecektir. Ya da her şeyden kaygı duyan bir eşiniz var ise bir süre sonra sizinde kaygı düzeyiniz artabilir. Tıpkı bunun gibi çalışma hayatınızda da çevrenizde bulunan insanların duygularının size bulaştığını kendinizde gözlemleyebilirsiniz. Çok heyecanlı bir yöneticiniz var ise onun heyecanını zaman içerisinde sizde taşır hale gelirsiniz.

            Liderlerin büyük kitleleri etkilemesinde ve harekete geçirmesinde de duyguların bulaşıcılığı ilkesini görebiliriz. Kalabalıklara hitap eden bir liderin ses tonunda ki hiddet ifadesi kalabalıklara da anında yansıyacaktır.

            Aynı şekilde bir tiyatro gösterisi için de bu durum geçerlidir. Gösteriyi izleyen kişiler oyuncunun sergilediği duruş ifadesiyle bir anda gülümseyip bir anda da hüzünlenebilirler. Burada da duyguların bulaşıcılığı ifadesiyle sahnedeki oyuncunun tüm salondaki izleyicilere o anda taşıdığı duyguları yaydığını gözlemleyebiliriz.

İster profesyonel iş ilişkilerimizde isterse de özel ilişkililerimizde kurduğumuz iletişim tarzımız çok önemlidir. İletişimimize yön veren unsurların başında da duygularımız gelir. Adeta duygularımız iletişim şeklimize renk katar. Mutluysak çevremizdekilerle güler yüzle konuşuruz. Öfkeli isek gergin bir yüz ifadesiyle söze başlarız. İnsanları kızdırmak istiyorsak çevremize kızgın bakışlar atabiliriz, aksine insanları mutlu etmek istiyor isek de yanı başımızdakilere olumlu duygularla yaklaşabiliriz. Dolayısıyla iletişimde duygular oldukça önemli bir role sahiptirler. Mevlana’nın da dediği gibi; “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.” 

Sizlerde her gün çevrenizde güler yüzlü insanlar görmek istiyorsanız, yüzünüzden gülücük eksik etmeyin ve içinizdeki tüm güzel duyguları karşınızdakilere bulaştırın. Ayrıca unutmayın ki mutluluklar paylaştıkça çoğalır. O yüzden taşıdığımız pozitif duygularımızı hiçbir zaman kendimize saklamayalım ve onları başkalarına bulaştırmaktan asla çekinmeyelim.

Yücel SÖZER
Uzman Psikolog


ŞANS AŞKI ÇEKMEK YARATICILIK SİNÜSDUYGUSAL DENGE VE FİBROMİYALJİ TAŞLARI

POZİTİF ENERJİ VE MUTLULUK SAĞLIKLI YAŞAM YORGUNLUK İÇİN TAŞLAR

3 Temmuz 2016 Pazar

TUZ KRİSTALİ LAMBALARI

Tuz kristali lambaları doğal iyon oluşturuculardır, negatif iyonları atmosfere yayarlar. Bu iyi bir şey midir? Kesinlikle! Hemen pozitif ve negatif iyonların sağlımız için etkilerini görelim:

ARTI (+) İYONLAR : Havadaki artı iyon elektronlarını hava kirliliği yoluyla kaybetmiş bir moleküldür. Bu artı iyonlar sigara, zararlı gazlar, iletişim ağı, elektrik iletişim hatları, uydu, televizyon, bilgisayar, cep telefonu, klima gibi fanla çalışan motorlar tarafından üretilir. Artı iyonlar akciğerlerimizin derinliklerine girerek yorgunluk ve bitkinlik hissi verir,bağışıklık sistemimizi zayıflatır, konsantrasyon kaybına, endişeye, migrene, uykusuzluk gibi psikolojik rahatsızlıklara ve astım gibi rahatsızlıklara sebep olurlar.

EKSİ (-) İYONLAR : Havadaki eksi iyon oksijenden oluşan elektronik olarak değişmiş bir moleküldür. Eksi iyonlar rüzgar, güneş ışını, dalga, şelale ve sağanak yağış tarafından doğal olarak yaratılırlar. Artı iyon fazlalığı sağlıksız hava oluşturur. Eski iyonlar ise yaşam enerjisini arttırır, alerjenleri yokeder, serotonin hormonunu arttırır, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, genel ruh ve fiziksel durumumuzu olumlu yönde etkiler. Kaliforniya Üniversitesinin önde gelen mikrobiyolog ve araştırmacı patoloji uzmanı Dr. Albert Krueger ortamda bulunan çok küçük miktarda eksi iyonun bile bakteriyi öldürebileceğini öne sürmüştür.

Gördüğümüz üzere negatif iyonlar bizler için oldukça sağlıklıdır. Kristal tuz lambalarından yayılan eksi (-) iyonlar havayı toz zerrecikleri, polen, hayvan tüyü zerrecikleri, küflü sporlar, duman gibi unsurlardan temizlemeye yardımcı olur, saman nezlesi, astım, depresyon ve kronik yorgunluk gibi rahatsızlıkları azaltır. Yanmış bir kristal tuzu lambasından çıkan ısı nemi çeker, suyun tuza doğru buharlaşması negatif iyonların yayılmasına neden olur.

Tuz kristali Lambalarının Etkileri

Kan dolaşım sistemi : Kanımız, Oksijen ve besin maddelerini damarların içerisinde beher hücremize ulaştıran taşıma sistemidir. Maalesef zaman zaman bu taşıma yolları, örneğin kolesterinden dolayı, damarların iç çeperlerine yerleşip, bu çeperi daraltarak tıkanmaktadır. Kanımız ancak yüksek basınçlarla bu damarlardan geçebilmektedir ve bu basıncı da kalbimiz sağlamak zorundadır. Bu durum uzun sürdüğü zaman öncelikle yeterli oksijeni alamadığında kalbimizin yorulmasına neden olmaktadır. Tuz Kristali lambasından yayılan eksi iyonlar kanın kolesterin miktarını azaltmakta ve böylece kan basıncını düşürüp kalbimizin yorulmasını önlemektedir.

Bağışıklık sistemi : Tüm yaşamımız boyunca bakteriler, virüsler ve mantarlar vücudumuza girip hastalıklara neden olurlar. Vücudumuzun buna karşı kendini savunacak koruma hücrelerinden oluşan büyük bir ordusu var. Bunlar, hastalıklara neden olacak bu unsurları yok etmek üzere, kanımızı dezenfekte etmek üzere eksi (-) İyonlar tarafından desteklenmektedirler. 
Vücudumuz sürekli ve yoğun bir şekilde Polenlere, Ev tozuna, Çevre zehirlerine veya bazı yiyeceklere reaksiyon gösterdiğinde biz buna Alerji demekteyiz. Eksi (-) iyonlar saman nezlesini hafifletebilir hatta iyileştirebilir. Bunlar oksijenle beraber kanımıza karışıp vücudumuzun hücrelerine girerler. Oksijen eksikliği diğer taraftan Astım veya Bronşit gibi hastalıklara neden olmaktadır. Eksi (-) iyonların fazla olması bu tip solunum yolları hastalıklarını hafifletebilir.

Hazım Sistemi: Mide rahatsızlıkları veya Bağırsak bozulması (İshal) genellikle Kızgınlık, Korku veya düş kırıklığından dolayı olur. Kabızlıkta bağırsağın foksiyonları engellenmiştir. Karaciğer ve safra kesesi arızaları bunların hazım işlevlerini yerine getiremediklerini gösterir. Bu sorunlar, daha fazla eksi (-) iyonlar verilerek/alınarak, Tuz kristali Lambasının yardımı ile hafifletilebilir.

Hareket Sistemi: Eksi (-) iyonların yeterli olmaması durumunda dokularımız etkilenip organlarımızın işlevlerini yapamamasına neden olur. Bu durumda aşınma oluşur, arterioskleroz ve romatizma ile aynı zamanda baş ve sinir ucu ağrıları çoğalmaya devam eder. Eksi (-) iyonları çok olan Hava buna karşın romatizma ve eklem ağrılarını hafifletip iyileştirebilmektedir. Tuzun sodyumu kemiklerimiz için burada önemli bir yapı taşı olmaktadır. Kemik yapımıza destek verip Osteoporoz'u önler.

Yaşlılık Şikayetleri : Eksi (-) iyonlar zararlı maddelerin vücudumuza yerleşmesini geciktirir veya tekrar vücudumuzdan atılmasını sağlarlar. Pozitif oluşum: Vücudumuzun madde alışverişi ve sinirlerin fonksiyonu bundan dolayı yeniden canlanır. Bu durum daha ziyade yaşlı insanlarda belirginleşmektedir. Hafıza, canlılık, konsantrasyon kabiliyeti ve reaksiyon özelliği eksi (-) iyonlar alındığında gelişmekte ve böylece yaşlanma süreci de oldukça geciktirilebilmektedir.

Ruh Sağlığı : Eksi (-) iyonlar, psikolojik olarak sinirlerin güçlenmesinde ve genel duygularımıza yardımcı olup, örneğin stres; sorun, korku ve depresyonlarda etkili olurlar. Stres dediğimiz zaman, kendiliğinden düzelmeyen, sürekli bir vücut ve sinir gerginliğinden söz ederiz.
Sorunlarımız, ileriye dönük belli olmayan oluşumları ve ihtimalleri peşinen tahmin etmeye yönelik sonuçsuz kalan çabalarımızdır. Özellikle, önceden tahmin edilemezlik bizi oldukça uğraştırır. Korktuğumuzda dünyamızı (çevremizdeki oluşumları) net bir şekilde göremeyiz ve böylece gelişen olayların durumuna göre esnek hareket edemeyip tepkilerimizi kontrol edemeyiz. Bu tür durumlarda kendimizi korumak için önce korkumuzdan arınmayı denememiz gerekmektedir.
Depresyonlar ise uzun süren negatif oluşumlardan meydana gelir ve yetersiz ve etkisi olmayan solunum da bu duruma refakat eder.
Tuz kristali lambaları ile verilebilecek yoğun eksi (-) iyonlar ile stresten, sorunlardan, korkulardan ve depresyonlardan daha az etkilenerek, daha iyi konsantre olup verimimizi arttırabiliriz. Kendimize güvenimiz gelişir ve gerçek potansiyelimize tekrar kavuşabiliriz.

Sakinleşmek için Tuz Kristali Lambaları

Bir tuz kristali lambasının gece lambası olarak kullanılması, çocuk ve hasta insanlarda sakinleştirici etki yapabilmektedir, zira ışığı normal bir lambanınki gibi gözü rahatsız etmediğinden uyumak da daha kolay olur.